Baki

Baki

📜 Şairler Padişahı: Bâki (1526-1600)

Kanunî Sultan Süleyman’ın **«Zamanımda onun gibi büyük bir şairin yetişmiş olmasından övünç duyarım»** dediği ve yaşadığı çağda kendisine **”Sultan-üş Şuara” (Şairler padişahı)** sanı verilen **Bâki**, 16’ncı yüzyıl Divan Edebiyatımızın en ünlü şairidir.

Kanunî Sultan Süleyman, Selim II, Murat III ve Mehmet III gibi dört padişahın saltanatlarını gören şair, Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun da askerlik, kültür ve sanat alanlarında en parlak dönemine ulaştığı mutlu bir çağda yetişti. Onda doğuştan var olan “şairlik” yeteneğinin gelişip değerlendirilmesinde, yaşadığı göz kamaştırıcı imparatorluk ortamının payı ve etkisi son derece kuvvetlidir.

Tahta geçen padişahların her birine ayrı ayrı **kasideler** (övgülü şiir) sunan şair, böylece elde ettiği yüksek devlet memurluklarında oldukça varlıklı bir hayat sürdü. İstanbul halkının konuştuğu Türkçe’nin ince ahengiyle Divan Edebiyatımıza ilk güzel şiirleri yazma şerefi ondan başkasının değildir. Dilediği zaman şiirlerini özentiye varacak kadar kelime oyunlarıyla süslemesini de bilen Bâki, bu ustalığını açıkça öven mısralar yazmaktan da çekinmezdi:

«Bu devr içinde ben’im pâdişah-i mülk-ü sühân

Bana sunuldu kaside, bana verildi gazel»

📅 Bâki’nin Hayatı

Öz adı **Mahmut Abdülbâki** olan 16’ncı yüzyılın ünlü şairi Bâki, İstanbul’da doğdu (1526). Babası, Fatih Camii müezzinlerinden Mehmet Efendi’dir. Kısaca Mahmut adıyla çağırılan çocuk, biraz büyüyünce dar gelirli ailesine yük olmaması için bir saraç dükkânına çıraklığa gönderildi.

Ama yaratılıştan duygulu ve öğrenime hevesli olan küçük Mahmut, çok geçmeden saraç ustasının da yardımıyla medreseye başladı. Burada o çağların en ünlü bilginlerinden **Karamanlı Ahmet** ve **Mehmet Efendiler**’den ilk derslerini aldı. Bu dönemdeki medrese öğrencileri arasında Bâki’ye arkadaşlık yapan **Hoca Sadettin** ve **Nev’î** gibi geleceğin şair ve bilginlerinin bulunması dikkate değer.

Sanat ve Memurluk Hayatındaki Dönemeçler

İlk şiir denemelerine medresede başlayan Bâki, çağın seçkin şairlerinden **Zatî** tarafından beğenilip korunduğu için 18-20 yaşlarındayken adı İstanbul’da yayılıp duyuldu. Bu sıralarda Hocası Mehmet Efendi’ye armağan ettiği **”Sümbül” kasidesi** genç şairin sanat hayatındaki ilk başarılı eseridir. Onun öğrenim hayatındaki bir başka önemli adımı da Süleymaniye Medreseleri’nde çağın en ünlü bilginlerinden **Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi**’den dersler almasıdır. Bilim ve sanatı her şeyin üstünde tutan bu değerli insan, zekâ ve çalışkanlığını beğendiği Bâki’yi korudu.

Bâki’nin, **Kanunî Sultan Süleyman**’a sunduğu ilk kaside, ünlü hükümdarın Nahçivan Seferi’nden zaferle dönüşüne rastlar (1554). Şair böylece sanat ve edebiyata değer veren büyük hükümdarın ilgisini çekmeye ve zaman zaman ödüller almaya başladı. Bu sıralarda Halep Kadılığı (Yüksek dereceli hâkim)’na atanan hocası Kadızade’yle birlikte İstanbul’dan ayrıldı. Halep Valisi **Kubad Paşa**’ya sunduğu **”Hilâl” kasidesiyle** Kadızade’ye armağan ettiği **”Raiye” kasidelerini** bu sırada yazdı.

İstanbul’a dönüşünde ise kendisiyle tanışmak fırsatını bulduğu Şeyhülislâm **Ebussuud Efendi**’ye sunduğu **”Lâmiye” kasidesiyle** bu ünlü bilginin sevgisini kazandı. Böylece devlet hizmetinde ilk adımı atarak **”danişment”** (Müderris yardımcılığı)’liğe (1559), daha sonra Silivri, arkasından da İstanbul’daki Murat Paşa Medreseleri’ne atandı (1564).

Kanunî’nin Ölümü ve Mersiyesi

Bâki böylece memurluk ve sanat hayatında hızlı bir ilerleme dönemine girdi. Sık sık padişahın huzuruna kabul ediliyor, yazdığı birbirinden güzel şiirleri okuyor, bunların Kanunî Sultan Süleyman gibi ünlü bir hükümdar tarafından beğenildiğini görmek mutluluğuna eriyor, aldığı ödül ve armağanlarla varlık içinde yüzüyordu. Büyük bir hükümdar olduğu kadar yaşadığı çağın başarılı şairleri arasında da yer alan Kanunî Sultan Süleyman **”Muhibbî”** takma adıyla yazdığı şiirleri ona gönderiyor, bunlara **”nazireler”** (aynı biçimde şiirler) yazdırıyordu. Sanı imparatorluğun sınır boylarına kadar yayılan Bâki, hayatının bu en parlak döneminde babasını ve hemen aynı günlerde de büyük koruyucusu **Kanunî Sultan Süleyman’ın ölümleriyle** karşılaştı (1566).

İmparatorluğun sönen güneşiyle kendi yıldızının da kararacağı kuşkusu içinde çırpınan büyük şair, duyduğu onulmaz acının tutuşturduğu sanat heyecanıyla bütün Divan Edebiyatımızın en ünlü eserlerinden birisi olan **”Kanunî Sultan Süleyman’a Mersiye”** adlı ağıtını yarattı.

Yüksek Makamlar ve Şeyhülislâmlık Hedefi

Şair, bundan sonra tahta geçen **Selim II** (1524-1574), **Murat III** (1546-1595) ve **Mehmet III** (1566-1603) için **”cülûs kasideleri”** yazdı. Yerini ve sanını kaybetmemek amacıyla divanlar meydana getirmeye devam etti. Bu arada zaman zaman gözden düştüğü, sürgüne gönderilme tehlikeleri geçirdiği olduysa da hayatı genellikle müderrislikler, kadılıklar ve kazaskerlikler gibi devletin yüksek memurluklarında geçti.

Gerçekten de şair:

  • 1579’da Mekke, 1580’de Medine kadılıklarına atandı.
  • İki kere İstanbul kadılığı (1584, 1585),
  • İki kere Anadolu Kazaskerliği (1585, 1590),
  • Üç kere Rumeli Kazaskerliği (1591, 1595, 1597) yaptı.

Ama onun tek amacı **Şeyhülislâmlığa** atanmaktı. Kendi kuşakları arasından yetişen **Hoca Sadettin** ve **Sunullah Efendiler** bu göreve atandıkça için için yanıyordu, ama hiçbir zaman bu amacına ulaşmak imkânını elde edemedi.

Yorumlar (0)

Bu makaleye henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!