Botanik, “Bitkiler Âlemi”nde araştırmalarda bulunan bilimin adıdır. Bütün canlı varlıkları toplu olarak inceleyen ve Biyoloji adı verilen bilimin bir dalı olan botanik, iki kardeş bilimden biridir: Botanik ve Zooloji. Hayvanlar Âlemi’ni inceleyen zooloji, sürekli olarak botanik ile birlikte yürümüştür. İnsanlık tarihinin en eski bilimlerinden biri olan botanik, çok eski çağlarda bile kendi âleminin köklerini insan şuuruna salmıştı. Yenebilecek cinsten her bitkinin kökü, yaprağı, Taş Çağı insanı için ana besin maddesiydi. Ekin ekmesini, bitki büyütmesini öğrenmeden önce insan, hangi otun zehirli, hangi yaprağın zararlı olduğunu biliyordu. Uzun hayat tecrübelerinden elde edilen deneysel bilgiler babadan oğula geçti. Bitkileri “iyi” ve “kötü” diye birbirinden ayırmayı öğrenmekle insan, botanik biliminin temellerini atmış oldu. Sonraları besin elde etmek amacıyla tohum yetiştirmesini, zamanı gelince bunları ekmek gerektiğini öğrendi. Bitkileri tanımaktan başka toprağı iyice işlemek, ekme ve biçme zamanlarını mevsime göre seçmek gerekiyordu. Bütün bu bilgiler botanik biliminin tecrübeleriyle birlikte yürüdü. 📜 İlk Botanikçiler Botanikle ilgili çalışmaların ilk önce Eski Yunanlılar çağında bilimsel bir karakter kazandığı görülür. Aristo’nun gerek bitkiler, gerek hayvanlar üzerinde incelemelerde bulunduğu, bu konular üzerine yazılar yazdığı kesinlikle bilinmektedir. Yalnız botanikle ilgili hiçbir eseri elimize geçmemiştir. Öğrencisi Theophrastos bitki sınıflarına ilişkin birkaç deneme yazmış, bitkilerin organları ve insanlara yararlarını anlatmaya çalışmıştır. Theophrastos bu eserini yazdığı sıralarda tarih M.Ö. 300 yıllarını gösteriyordu. Historia Plantarum (Bitkiler Tarihi) adı altında Latince’ye çevrilen eser günümüze kadar gelmiştir. Bu eserde 455 bitki türüne ilişkin bilgi verilir. Roma’lı yazar Pliny (M.S. 23–79) de Doğal Bilimler Tarihi’ne ait kitabında botanikle ilgili konulara büyük yer vermiştir. Yalnız diğer yazarlardan derleyerek verdiği bilgilerde kritik bir görüşe sahip olamamış, gerçek ile efsaneyi birbirinden ayırt edememiştir. Hemen hemen aynı yıllarda Sicilya’da Dioscorides adında Yunanlı bir hekim yaşıyordu. Teker teker ismini açıkladığı 600 tür bitkinin hekimler tarafından kullanılabileceğini ileri süren Dioscorides, bu kitabında ilk defa olarak “Botanik” terimini kullandı. Böylece bitkiler üzerine yapılan çalışmalara toplu bir isim verilmiş oluyordu. 🎨 Rönesans Sırasında Botanik Bilimi Eski kültür çağlarından kalan bu klasik eserler Avrupa tarihinin karanlık yüzyılları sırasında unutulmuş, sonraları Rönesans sırasında tekrar bilginin aydınlığına çıkarılmıştır. Rönesans içinde eski çağların klasik yazarlarına başvurmak bir gelenekti. 15’inci ve 16’ncı yüzyıllarda sağlığa yararlı otlar üzerine yazılan eserlerin çoğu Dioscorides’in temel kitabını aynen örnek almış bulunuyordu. Dioscorides’in eserinde yalnız Akdeniz bitkilerinden söz edilmiş olmasına rağmen kuzey Avrupalı bilginler bunları kendi bölgelerindeki bitkilere ısrarla benzetmeye çalışmış, bu yüzden botanik biliminde hiçbir gelişme sağlamak mümkün olmamıştır. 📚 Bilimsel Sınıflandırma 17’nci yüzyılda ilk defa olarak klasik gelenekten ayrılarak bilimsel bir bağımsızlaşmaya doğru gidildiği görülür. 1623 yılında Gaspard Bauhin, 6000’e yakın bitkiden söz eden Pinax Theatri Botanici adlı eserini yayınladı. John Ray (1627–1705) adındaki İngiliz bilgini de, çiçekli bitkileri “Tekçenekli” ve “İkiçenekli” olarak iki büyük gruba ayıran sınıflandırma sistemini açıkladı. John Ray’in ortaya koyduğu sistemin birçok bölümü bugün bile uygulanmaktadır. Bununla birlikte henüz genel bir isimlendirme sistemi ortaya konulmamıştı. Her botanikçi, bitkilere kendi konuştuğu dile göre birtakım isimler veriyor, bitkinin türünü Latince açıklamalarla çok özel olarak tanımlıyordu. Bundan ötürü hangi bitkinin söz konusu olduğunu uzun uzun anlatmak gerekiyordu. 🌟 Linnaeus ve Modern Botanik 1707 yılında İsveç, gerçek bir dehanın doğuşuna sahne oldu. Carolus Linnaeus adındaki bu bilgin, bütün ömrü boyunca Bitkiler ve Hayvanlar Âlemi ile ilgilenmişti. Bugün biyolojide kullanılmakta olan isimlendirme ve sınıflandırma sistemleri onun buluşudur. Linnaeus sınıflandırması, çiçeklerin yapılışına, özellikle erkeklik ve dişilik organlarının sayısına dayanmaktadır. Linnaeus’un 1737’de yayınlanan Genera Plantarum (Bitki Cinsleri) adlı kitabı modern sistematik botaniğin temel taşı olarak kabul edilmektedir. Her bitki veya hayvan çeşidi iki isimle verilir:
- Birincisi: Cins ismi
- İkincisi: Tür ismi
Örnek:
- Prunus cerasifera (Kiraz eriği)
- Prunus spinosa (Çakal eriği)
- Prunus insitita (Can eriği)
Bilimsel sınıflandırmalarda Latince’nin kullanılmasının sebebi, 18’inci yüzyıl Avrupa’sında bütün bilgilerin Latince’yi çok iyi bilmiş olmaları ve bilimsel buluşların insanlığın ortak malı sayılmasıdır. Bugün bilim dünyasınca tanınan bitki sayısı 200.000’e yaklaşmaktadır. 🌱 İlk Botanik Bahçeleri Bitkileri incelemek üzere ilk botanik bahçesinin Aristo tarafından düzenlendiği sanılıyor. Aristo’nun ölümünden sonra Theophrastos bu bahçeyi büyültüp zenginleştirmiştir. 16’ncı ve 17’nci yüzyıllarda bitki koleksiyoncuları bitkileri incelemek üzere geniş çapta çalışmışlarsa da daha çok hekimliğe yarayacak bitkilerle ilgilenmişlerdir. Yeni çağlarda botanik bahçelerinin çoğu, bitkilere karşı özel bir merak duyan bazı kimselerin teşebbüsleriyle açılmıştır. Bu arada İngiltere’de Kew kasabasında kurulan Krallık Botanik Bahçesi de böyle özel bir merak sonucu doğdu. 1841’den itibaren bahçeyi halkın da gezip görmesine izin verildi. Bitki koleksiyonlarına Latince “herbarium” adı verilir. İsveçli bilgin Linnaeus’un düzenlediği bir herbarium bugüne kadar saklanmıştır. 🧬 Botanikte Kalıtım Üzerine Çalışmalar Bitkiler üredikleri zaman her yönden kendilerine benzer türler meydana getirirler. Bu benzerlik, o bitkiye ait genel yapı planının ve birçok özel karakterin türlerine geçmesiyle sağlanmaktadır. Bu benzerliği sağlayacak faktörlerin birinden öbürüne geçmesine “kalıtım” (veraset) adı verilir. Kalıtım, eskiden beri botanikçilerin ilgisini çekmiştir. Deneysel çalışmalara 19’uncu yüzyılın ikinci yarısından sonra rastlıyoruz. Bu çığırı açan botanikçilerin başında Avusturyalı rahip Johan Mendel ve Fransız Naudin gelir. Mendel, 1865–1869 yılları arasında fasulye ve bezelyelerle yaptığı deneyler sonunda kalıtsal karakterlerin eski dölden yeni döle geçmesinde hüküm süren esasları matematik kanunlarındaki kesinlikle belirtmiştir. 1900 yılına doğru Hugo de Vries (Hollanda), Correns (Almanya) ve Tschermak (Avusturya) Mendel’in kurduğu esasları yeniden bulmuşlardır. Bugün kalıtım deneysel bir değer kazanmıştır. İnsanlar, kalıtım prensiplerinden yararlanıp bitki türlerini ıslah etmek ve daha verimli türler elde etmekte başarılı olmuşlardır.
