Metrobüsler metroya dönecekmiş

Bugün (16 temmuz 2013) okuduğum haberde İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş “metrobüsü metroya çevirme zamanıdır, asıl çözüm budur” demiş. Brovo, alkış, ne kadar zamandır belediye başkanlığı yapan Topbaş en sonunda doğruyu görmüş, halbuki yıllarca en iyi çözüm metrobüsdür dememiş miydi? Buna karşın biz de metro gerekli demiş idik. Ancak tarihe not düşmüş olayım, İstanbul’da trafiğin çözümü artık metro da değildir. Artık istediğiniz kadar yeni yol yapın istediğiniz kadar metro yapın trafiği çözemezsiniz. Çünkü trafiği çözmek için adım atmıyorsunuz, yapılan; halının altına süpürmektir ve halen aynı yolda ilerlenmektedir. Yazık değil mi o metrobüs için harcanan onca paraya, alınan fos çıkan, istanbul’un yokuşlarında duran o otobüslerin parasına. Ve şimdi yine aynı müsriflik devam etmekte, sıra geldi metroya, ve milyarlarca doların Güney Kore’ye, Malezya’ya, Hollanda’ya aktarılmasında.. Büyük düşün, uzaklara bak ama gözünün önündekilere de bak, halbuki çözüm o kadar basit ki.. Ama çözmek istersen..

Exchange 2010 server’da posta kutusunu pst olarak almak

Exchange 2010 server’da bir posta kutusunu PST olarak almak için Exchange Management Shell’i açın.

İlk olarak şu kodu yazıp, çalıştıralım.

New-ManagementRoleAssignment –Role “Mailbox Import Export” –User “domainkullanıcı


Yazacağınız kullanıcı adı, Exchange Server’a logon olduğunuz kullanıcı adıdır. Örneğin Administrator kullanıcısı ile logon oluyorsanız, buraya administrator yazınız. Bu işlem yapıldıysa daha önce, tekrar yapmanıza gerek yoktur.

Sonra aşağıdaki işlemleri yapabiliriz.

Exchange 2010’da posta kutunusu PST olarak almak için kullanılan komut

Kullanacağınız kod şu şekilde;
New-MailboxExportRequest -Mailbox kullanici.adi -FilePath \serverpaylasimadidosyaadi.pst

Dikkat : PST yedekleyeceğiniz sunucu adresini yazarken boşluk bırakmayınız.
Kırmızı yazılı olan bölgeleri kendinize göre modifiye ediniz.

İşlemin bitip bitmediğini anlamak için şu komutu kullanabilirsiniz.

PST alma işini bitip bitmediğini kontrol etmek için kullanılan komut

Get-MailBoxExportRequest

Bir Kaş Kamping tatili daha

Önceki iki senede olduğu gibi bu senede ilk tatilimize Kaş Kamping’de yaptık.

Afyon İkbal tesisleri.

Bu sene geçmiş senelerin verdiği bir tecrübe ile daha hazırlıklıyız. Fazla yük almamaya çalışıyoruz ama Özden, Anam-Babamın büyük valizini tıka basa dolduruyor. En azından derli toplu oluyor ama yine de çok ağır.

Bu sene farklı olarak bisikletlerimizle Kaş’tayız. Gelmeden iki gün önce Yeşil Bisiklet’ten Salcano City Sport 10 model bisiklet aldım. Süspansiyon, hidrolik fren, 27 vites falan.. Biraz tuzlu oldu. Sadece bisiklet 950 artı aksesuarlar, araçla taşıma kiti falan derken, 1500’e mal oldu. Ama artık Kaş’ta bisikletle dolaşabileceğiz.
Her zaman olduğu gibi iş çıkışı yola çıkmayı planlıyoruz ama karnımız aç olduğu için bizimkilerde yemek yiyip çıkarız diyoruz. Fakat 9’da anca yola çıkabiliyoruz. Bu gecikme bize çok zaman kaybettiriyor. Hem köprü trafiği hemde uyku sorunu oluyor.

Yol üstünden aldığımız kirazlar

Her zaman olduğu gibi Afyon İkbal tesislerinde mola veriyoruz. Mola dediğime bakmayın, aslında burada uyuyoruz sabaha kadar. İşte bu çok güzel oluyor. Sabah dinlenmiş bir şekilde tekrar yola çıkıyoruz, hemde göre göre gidiyoruz.

Yolda en çok sevdiğimiz, yerel üreticilerin kendi bahçelerinden toplayıp sattıkları. Bu sene tam kiraz zamanı yollarda olduğumuzdan bol bol kiraz var. Birinden kiraz alıyoruz. Çok çok güzel. Çok tatlı değil ama müthiş.

Aracın arkasındaki bisiklet taşıyıcısı beni tedirgin ediyor. Sürekli gözüm dikiz aynasında zira. Yeşil bisiklet’te 90 Km. hızı geçmemem konusunda uyarıldığımdan ve ben zaten yavaş giden bir adam olduğumdan endişelenmemeliyim ama olmuyor. Gözüm arkada.

Finike mi Antalya içi mi? Yani Antalya’nın Batı mı Doğu girişinden Kaş’a gidelim. Batı’dan gitmeliyim ama yollar Doğuya göre daha kötü olduğu için bu sefer Doğu girişinden gidiyorum. Yol bitmiyor.

Kaş Kamping. An itibariyle bakış açım

Ancak akşama doğru 🙂 saat 5 gibi Kaş Kamping’e varıyoruz. Hava esintili. Deniz dalgalı.

Ertesi gün sahile geçiyoruz ama hava yine esiyor. Denize girdik ama çok üşüdük. Giriple çıkmamız bir oldu.

Özden akşam yemeğinde et yiyelim deyince soluğu kasapta alıyoruz. Üç dilim et alıp kampa dönüyoruz. Üç yıl önce migros’dan aldığımız ve her işimizi gören ocağımızda etleri pişirmeye başlıyorum.

üçüncü dilim misafirimize

Bu arada kokuyu alan Maça (kangal köpeği) yanımızda biti veriyor. Öyle güzel bakıyor ki, dayanamıyor insan. Zaten bize birer dilim yeter de artar bile. Böylece diğer dilimde tanrı misafirimize düşüyor.

Ertesi gün yine aynı saatlerde yine masa başındayız. Maça yavaş yavaş bize doğru geliyor. Yine misafir olmak istiyor.

Yemeğimizi paylaşıyoruz. Ama bügün pek memnun değil. Yemekte ton balıklı salata var. Burun kıvırmıyor ama dünkü gibi değil..

Akşam yemeğinde ton balıklı salata

Geçen sene de görmüş o sarı, toprak rengi akrebi, bu sene de bizimle. Usulca masanın altından geçiyor, taşların arasında kayboluyor. Bu sene ateş böceği de görüyoruz. Çok güzel bir yeşil ışık yayıyor. Fotoğrafını çekemiyorum.

Ve en önemlisi bir deniz kaplumbağası beliriyor kıyıda. Çooook güzel. Ara sıra kafasını kaldırıyor sonra ilerliyor.

Maça bizimle yemekte

Sonraki günlerde denize daha çok alışıyoruz. Hava yine rüzgarlı ama artık daha kolay giriyor, daha çok yüzüyoruz. Beş yıl önce de aynı havalar olduğunu söylüyorlar, belki bir ay sonra havaların düzelebileceğini anlatıyorlar.
Olsun yine de bizim için herşey çok güzel.

Gezi parkı eylemlerinden kopup geldiğimiz için içimiz buruk elbette. Akşamları özden bir yandan ben bir yandan gündemi takip ediyoruz.


Bu arada Kaş meydanında da akşam 7’den 9’a kadar eylem yapılıyor. Çok az kişi destek veriyor ama yine de kamptan seslerini duyabiliyoruz.

Kaş’ın üst caddelerinde bazı dükkanların üstlerinde pankartlar görüyor, mutlu oluyoruz.

Neredeyse tatilimiz bitmek üzere, İstanbul’a döneceğimiz ve geziye gideceğimiz için mutlu olmakla birlikte, Kaş’ı özlememek mümkün değil. Kaş’ta esnaflar genelde direnişe direniyorlar. Farkında değiller oysa, meclisten geçen alkol yasası diyor ki, içki ortalıkta içilemez (yani dükkanının önüne masa atamayacaksın), reklamı olamaz (efes, tuborg tabelaları kaldırılacak), 22:00’den sonra parakende satışı yapılamaz (kuruyemişçi dediğimiz büfeci vatandaş sana diyor).

Kaş kamping’de son günler

Bu ortam içinde bir kaç sayıları onları geçmeyen kişi Atatürk anıtı önünde eylem yapıyor.

29 Ekim tarihinde burada sezon kapanır imiş, bütün esnaf Atatürk anıtı etrafında toplanır, eğlenir imiş. Bakalım bu yılki eğlenceleri nasıl olacak. Tabii, yasa 90 gün sonra uygulamaya geçeceği için şimdilik her hangi bir yaptırım yok. Seneye göreceğiz. Özellikle “calamar restorant”a gideceğim bakalım, neler diyecekler.

Biz bu tatilde de yine onlarla berabedik, evet, benim ve özden’in bir çok yeri ısırıklarla dolu ama mutluyuz.

Cuma akşamı hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yarın erkenden çıkalım istiyoruz. Geçen sene Kaş dönüşü Eskişehir’i gezmiştik. Aslında Pamukkale’ye gitmek istiyorduk ama olmamıştı.

Pamukkale yolu kahvaltı molası

Şimdi Pamukkale yoluna çıkıyoruz. Yolda kahvaltı yaparız diyor ve yola çıkıyoruz. Burdur-Antaluya sınırlarında bir yerde kahvaltı için duruyoruz.

Mekan çok güzel, kahvaltıları da iyi. Tarhana çorbası bile var. Hatta o kadar hoşumuza gidiyor ki, bir kavanoz satın alıyoruz (10 TL)

Dört saat kadar sonra Pamukkale’ye varıyoruz. Ayakkabılar elde tepeye çıkıyoruz. Bilmedeğimizden, oysa burada insanlar mayolarıyla geliyor, suya giriyorlarmış, bir başka sefere artık. Tepenin ardında bir şehir olduğunu bilmiyorduk, Hiera Polis kentinde buluyoruz kendimizi. Kentin içindeki her eve su kanalları yapılmış. Yontularak açılan kanallar en sonunda birleşip aşağıya akıyor.

Hierapolis tiyatrosu

Tiyatro dik bir yokuş ile çıkılıyor, sıcak bir yandan yokuş bir yandan derken, susuyoruz.

Tiyatro’da Denizli İl Özel İdare’nin yönetiminde bir büfe var. Oradan bir adet 1,5 Lt’lik su ve bir adet fanta alıyorum. 9 lira diyor görevli. Yuuuuh bu nasıl bir fiyat. Neyse. Neyse, bunlarında acısı çıkacak bir yerlerden deyip, uzaklaşıyoruz oradan.

Tiyatronun yarısına kadar inilebiliyor. Diğer yerler kapatılmış. Görünen o ki, hala bazı çalışmalar devam ediyor. Örneğin tapınak yeni açılmış sanırım.

Pamukkale

Bisikletle şehir turu

Yoğurtçu parkında dinlendik.

Bugün bisikletle 55 km yol yaptik.

Alibeykoy’den çıktık yola, Eminönü, vapurla Kadıköy, Moda, Cadde Bostan sahili, Bostancı iskele’den Bağdat caddesi üzerinden Salıpazarı, Kadıköy ve tekrar vapurla Eminönü, Şişhane’de Tünel, İstiklal Caddesi, Taksim, Şişli, Kağıthane ve nihaket Alibeyköy güzergahını 10 saatte geçmişiz.

Ayaklarımız ağrıdı ama değerdi. Bizi en çok endişelendiren, havanın kararmasıyla teknik tertibatımızın eksikliğini hissetmemiz oldu. Gözlük olarak güneş gözlüğü kullandığımız için karanlık yollarda çok zorlandık. Önümü tam olarak göremediğim anlar oldu. Bu yüzden gözlüksüz yol almayı tercih ettim. Bisikletlerimize mutlaka far takmamız gerektiğini fark ettik. Bu zamana kadar karanlıkta yol almamıştık, hiç ihtiyacını hissetmemiştik.

Cadde Bostan sahilinde yemek yedik
çimlere uzandık dinlendik

Hobi bahçemiz (Arnavutköy Gülistan Hobi Bahçeleri) -3

Bu hafta Annem ve Babam Ankara’da oldukları için gelemediler ama Ezgi ve Yeliz bizimleydi. Bülent Kaya (eniştem), Fatma Kaya (ablam), ben ve Özden ve çocuklar bu Cumartesi günü bahçedeydik.

Bir hafta öncesine göre bütün sebzeler coşmuş durumda. Evet artık hasat zamanı.

Ezgi ve Yeliz poşetleri aldıkları gibi hıyarın başına geçtiler.

Yeliz hasatta
Ezgi’de topluyor

Kendi yetiştirdiğin ürünü görmek insanı çok mutlu ediyor

Domatesleri kontrol ederken bir baktık ki, üç tane domates kıp kırmızı. Onları da topladık.

üç tane domatesimiz kızarmış

Yeliz domates topluyor

Yeliz domateslerin içinde

Geçen haftadan bu yana eniştemin mısırı boy atmış ve artık boyu eniştemin boyunu geçmiş durumda.

Bir hafta önce

Bir hafta sonra

İki poşet biber topladık. Ezgi bu arada şöyle bir soru soruyor “Dayı bu biberler neden marketten aldıklarımızdan daha güzel?”

Bizimkiler topladıkları biberleri yiyor

Tadım devam ediyor

enişte ile beraber

Kavun, karpuz, patlıcan henüz çiçek aşamasında, ama başka bahçelerde karpuzlar olmaya başlamış bile..

Minik bir karpuz (başka bir bahçeden)
Yine başka bir bahçeden kabak
Bizim domatesler

devam ediyor >>

Hobi bahçemiz (Arnavutköy Gülisten Hobi Bahçeleri) -1

Özden arayıp sana çiftlik alıyorum diye müjdelediğinde bu kadar güzel olacağını düşünmüyordum açıkçası. Arnavutköy’de, Haraççı’da hobi bahçelerinden söz ediyorum.

Özden bit kontrolü yapıyor

Benim yazacaklarım pek bir şey ifade etmeyecek aslında, çünkü fotoğraflar herşeyi anlatıyor olacak.

Bahçeye ilk gidişimizde, üzeri otlarla dolu, killi, sıkı, sert bir toprak var idi. Bütün otları yolduk, temizledik, bel yaptık ama babam yine de beğenmiyordu.

Sonraki hafta biz gidemedik. Babam oradaki görevli ile konuşup toprağı değiştirmesini istemiş. Hafta sonu gittiklerinde toprak tam isedikleri gibi olmamış olmasına rağmen idare eder diyordu.

Annem çapa’da

Gübreler alındı, toprakla karıştırıldı. Havalar soğuk gittiği için dikimi Mayıs ayının ortasına kadar yapamamıştık.

25 Mayıs günü ektiğimiz fideler canlamaya başlamıştı bile. Babam’la Annem su vermediler fidelere. İtiraz ettik, ölürler dedik ama yok dediler vermeyeceğiz, iyice moraracaklar, sonra çiçeğe dönecekler, sonra bolca sulayacağız. İyi peki, siz bilirsiniz dedik.

Bahçenin
görünümü
Fasulyeler
çimlenmiş de büyümüşler

Patateslerde büyüyor

Özden dinleniyor

Biberlerde güzel görünüyor

Babam soğan dikiyor

devam ediyor >>>

Chrome hiç bir zaman girdiğim siteleri kaydetmesin

Chrome kullanıyorsanız ve girdiğiniz internet sitelerinin kaydının tutulaması istemiyorsanız Chrome’u gizli modda çalıştırmanız gerekiyor.

Gizli mod’a geçmek için sağdaki üç çizgi bulunan düğmeye bastığınızda açılan menüden Yeni Gizli Pencere’ye basmanız gerekiyor. Ancak bu geçici olacaktır. Kapatıp açtığınızda normal moda dönecektir.

Kalıcı olması için ise Google Chrome’un kısayoluna şunu eklemelisiniz.

“…/chrome.exe” -incognito

Kısayolu bu şekilde değiştirdiğinizde, artık chrome hep Gizli Mod’da açılacaktır.