Sitoplazma nedir? Hücre iskeletinin yapısı nasıldır?

SİTOPLAZMA NEDİR?

Sitoplazma; hücre zarı ile çekirdek zarı arasıda bulunan, hücre iskeleti, organeller ve sitozol adı verilen sıvıdan oluşan kısımdır.Sitoplazmadaki canlı yapıyı organeller, cansız yapıyı ise organik ve inorganik bileşikler oluşturur.Cansız yapı;katı sıvı arası yarı akışkan bir özellik gösterir.

Sitoplazma, Ektoplazma ve endoplazmadan oluşur. Hücre zarının hemen altındaki yoğun kısma ektoplazma, ektoplazmayla çekirdek arasındaki daha az yoğun kısma endoplazma denir. Hücre organellerinin çoğu endoplazmada yer alır.


HÜCRE İSKELETİNİN YAPISI NASILDIR?

Bütün yüksek yapılı organizmalarda olduğu gibi hücrenin de bir iskeleti vardır. Bu iskelet hücrenin belirli bir şekle sahip olmasını ve hücre organellerinin gerekli olduğu bölümlerde bulunmasını sağlar. Aynı zamanda hücrenin değişik şekillerdeki hareketini, iğ iplikçiklerinin oluşturulmasını ve sitoplazma hareketini hücre iskeleti sağlar.

Hücre sitoplazması, mikrotübül ve mikrofilamentlerden meydana gelmiş ağsı bir yapıyla doludur. Bu ağsı yapı hücrenin iskeletini meydana getirir. Aktin, miyozin ve tropomiyzinden meydana gelen mikrofilamentler, kasılıp gevşeyerek hücre hareketini sağlarlar.

Hücre iskeletinin arası sitoplazma sıvısı (sitozol) ile doludur. Bu kısım özellikle glikoz enzimlerini taşır ve protein sentezinin basamakları bu kısımda gerçekleşir.

Sitoplazma Hareketleri nasıldır?

Sitoplazma durgun bir yapı göstermeyip canlı hücrelerde hareket halide bulunur. Bu hareketleri iki şekilde ortaya çıkar:

Rotasyon Hareketi: Rotasyon hareketi genellikle su bitkilerinde görülür. Örnek, elodea, nitella bitkilerindeki sitoplazma hareketleri. Bu harekette sitoplazma, hücre çeperine paralel olarak hareket eder. Sitoplazma ile birlikte çekirdek ve kloroplastlar da hareket edebilir.

Sirkülasyon Hareketi: Genellikle kara bitkilerinde, özellikle tüy hücrelerinde kolaylıkla görülebilir. Sitoplazma hareketi çeşitli yönlerde olur. Hücre çeperine paralel olduğu gibi, düzensiz olarak çeşitli yönlere doğru da olabilir.

Bu hareketler sitoplazmadaki yüzey gerilimi veya yoğunluğundaki değişiklikler sonucu ortaya çıkar sitoplazma hareketlerinde mikrotübül ve mikrofilamentlerin de rol oynadığı belirtilmiştir. Sitoplazma hareketleri sonucu hücrenin belli bölgelerinde meydana gelen metabolik ürün ve artıklar hücrenin her tarafına dağılır. Böylece hücrenin belli bir bölgesinde oluşan artık maddelerden zarar görmesi engellenir.

SİTOZOL (SİTOPLAZMA SIVISI) NEDİR?

Sitzolun büyük kısmını (%90) su oluşturur. Bu oran bazı canlılarda %98’e kadar yükselebileceği gibi, sporlarda ve tohumlarda %5-15’e kadar düşebilir. Sitozolda organik ve inorganik (kuru madde) maddelerin oranı %10-40 arasında değişir. Kuru maddelerin %90’ını organik, %10’unu da inorganik maddeler oluşturur. Sitozolda en çok bulunan kuru madde protein molekülleridir. Bitki hücrelerinde ise karbonhidratlar daha çok bulunur. Ayrıca sitozolda; yağ, vitamin, hormon, organik ve inorganik asitler bulunur.

Sitozolda bulunan önemli inorganik maddeler Na, Ca, K, P, Mg Fe’dir.Bu elementlerin hücredeki fonksiyonlarını şöyle özetleyebiliriz:

Bazı moleküllerin yapısına girerler. Örneğin Mg klorofilin, Fe hemoglobinin yapısına katılır.

Osmotik basıncın oluşmasını yani hücrede belli bir yoğunluk oluşturarak, suyun hücreye girmesini sağlar.

Düzenleyici olarak görev yaparlar.

Sitoplazma yukarıda söylendiği gibi yarı akışkan, yoğun bir maddedir. Hücre sudan yoğun olup suyun içine atıldığında dibe çöker.

ORGANELLER NELERDİR?

MİTOKONDRİLER NEDİR?

Mitokondri; Yunanca, mitos = iplik; chondros = tane, buğday anlamına gelmektedir.

Oksijenli solunum yapan tüm hücrelerde bulunur. Boyları 0.2 – 5 mikron arasında; şekli, ovalden çubuğa kadar değişir. Sayıları hücre başına birkaç taneden 2500’e (karaciğer hücresinde) kadar çıkar. Genellikle 5 – 6 tanesi ucuca gelerek bir iplik şekli meydana getirir. Canlı hücrelerde incelendiğinde, şeklinin ve büyüklüğünün değiştiği, diğer mitokondrilerle birleştiği ve hareket ettiği görülür. Bakteri, yeşil alg (çekirdeksiz hücrelerde) ve memelilerin alyuvarında bulunmaz. Kalınlıkları 70 A°olan zarla çevrilmiştir. İçteki zar iç yüzeyin artırılması için yaklaşık 200 A^luk aralıklarla birçok kıvrım meydana getirmiştir; bu kıvrımların tarak şeklinde olanlanna “Krista ( Cristae)” (Latince, cristae tarak demektir), tüp şeklinde olanlarına da “Tubulus” (Latince, borucuk demektir) denir

Buna göre de mitokondri tipi tanımlanır. Kristaların iki zar birimi arasındaki aralık 60 A”dur. Dıştaki ve içteki her iki zar da, daha önce açıkladığımız, ortada fosfolipit, dışta (kısmen) bir maddesi olarak kullanan bazı bakteriler, bir rastlantı sonucu, oksijensiz soluyan ilkin hücrelerin içine girerek, onlarla ortak (simbiyoz) yaşamaya başlamıştır. Bu ortaklıktan her ikisi de yarar sağladığı için, gelişerek üstünlük kurmuşlardır. Nitekim ilkin hücreler, organik maddeleri ancak oksijensiz solunumla belirli evrelere kadar parçalayabilmektedirler (karbonhidratları sitoplazmada pirüvik aside kadar). Halbuki oksijenli solunuma geçen mitokondriler (bir zamanların bakterisi) sitoplazmadan bu son ürünü alıp, Krebs çemberine sokarak çok daha fazla enerji elde etmekte ve enerjinin fazlasını ATP halinde, kendini taşıyan ve koruyan ilkin kökenli hücreye vermektedir. Mitokondrilerin bakteriler gibi kendine özgü çember DNA (katena form) taşıması bu varsayımı kuvvetlendirmektedir.

Kaynak : http://www.mezatforum.com/forum/showthread.php?8957-Sitoplazma

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir