Beyaz Yorgan

Yazın sonuna geldiğimizi, kuzeyden esmeye başlayan rüzgarlarla anlamıştık, oysa daha bir kaç gün önce bu yıl hiç yaz bitmeyecek gibi geliyordu. Ne olduysa işte o günlerde oldu.
Arkadaşlarımızdan biri bulduklarını bize bildirdiğinde, bunu fırsat bilenler, biz daha varamadan ortalığı talan etmeye başlamıştı bile..
Onları çok merak ederdim, biz çalışırken onlar hep beklerdi. Büyüklerimden öğrendiğime göre de çok kutsal görevleri vardı ve soyumuzu koruyorlardı. Bulduğum yemekleri içeri götürürken, göz ucuyla onları izlerdim. Bir gün dalmış kalmış onları izlerken yolu tıkadığım için çok büyük azar işitmişliğimde vardı..
Haberciler ise hiç vakit kaybetmemişlerdi, içerideki koşuşturmacadan, bir şeylerin ters gittiğini anlamam çok uzun sürmedi, askerlerin sırayla ve uygun adımlarla ama hızla dışarı çıkmalarını seyrediyordum. Çıkış yönlerinde bir çok arkadaşım vardı. O kadar büyük bir hızla askerlerin geçiş yolu açılmıştı ki şaşmış kalmıştım. Oysa yüzlerce asker bir kaç dakika içerisinde çıkış yapmış ve sanırım onbeş dakikalık saldırı noktasına ulaşmak için hızla ilerlemeye başlamışlardı bile. Daha önce hiç savaş görmemiştim. Ben daha çok küçüktüm ve savaşmak için eğitilmemiştim. Hayatımız hep barış ve doğanın şartlarına uyum sağlamakta geçmişti.
Askerlerin geçişleri bittiğinde, yemek için sırt sırta doşaltığım arkadaşlarımı da arkalarında hızla ilerlediklerini görmemle peşlerine bir saniye bile düşünmeden takılmış olmamı bugün bile anlayabilmiş değilim. Oysa ben bu zamana kadar savaşmayı bırak en ufacık bir kavganın dahi içinde bulunmamıştım.
Bana çok uzun gelen o yürüyüş esnasında hiç bir şey düşünmüyordum. Sadece hedefimize doğru hızla ilerliyorduk. Sonradan farkına vardığım savaş medyanına ulaşmıştık bile. Etrafta bizden olmayanları hemen ayırd edebilmiştim. O sırada buna çok şaşırmıştım. Sayıca çok üstündük. Yüzlerce askerimiz etrafı çember halinde sarıyordu. Düşman ortada kalmıştı. Gözlerime inanamıyordum. Onlar sayıca çok azdı ama bize göre çok daha güçlü ve iriydiler. Aslında bize çok benziyorlardı ama bizim iki katımız büyüklüğündeydiler ve kimilerinin iki başı vardı.
Korkmuştum.
Çok geçmedi. Askerlerimiz artık yerlerini almışlardı. Anlıyordum ki savaş başlamak üzereydi. Öncüler düşmana doğru atıldılar. Hemen peşinden diğer askerlerimiz ise birbirlerinin üstüne çıkmaya başladılar. Artık bizde onlar kadar büyük ve güçlüydük.
Öncülerimizden bazıları karşı tarafa ulaştıklarında saldırıya geçiyor ve geriye dönemiyordu. Halkı için kendi hayatını o an, oracıkta feda etmekten bir an bile tereddüt etmiyorlardı. Düşman bu etkili bomba saldırısıyla geriye çekilmek zorunda kaldılar, askerlerimiz ise peşlerine düşme gereği bile duymadılar, saldırıyı püskürtmek onlar için yeterli olmuştu, takviye kuvvetleriyle gelmeyeceklerinden o kadar emindiler ki, düşmanın gözden kaybolmasıyla, geldikleri hızla geriye dönmeleri bir olmuştu.
Herşey bir kaç dakika içinde olup bitivermişti. Yiyeceklerle başbaşa kalmıştık. Ben ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, arkadaşlarım yemekleri yüklenip gerisin geriye dönmeye başlamışlardı bile. Kendimi onların yaptığı gibi, taşıma işine girişirken buldum.
Orada bütün kışa yetecek kadar yiyeceği taşımayı başarmıştık.
Ve artık rüzgar şiddetlemiş, kuzey soğukları üfürmeye başlamıştı. Doğanın yuvanıza dönün uyarısını yaptığında hepimiz yuvamızdaydık bile.
Beyaz yorganın üzerimizden kalkacağı zamana kadar buradaydık artık. Benimde içinde olduğum işçiler, kraliçemizi ve halkını korumakla görevli savaşçılar.
Bizler, karıncalar..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir